30 Temmuz 2014 Çarşamba

çinlilerin insanlık tarihine inanılmaz etkisi


günümüzde aldığınız herhangi bir ürünün götüne baktığınız zaman ilk göreceğiniz şey o ürünün çin'de üretildiğidir. hatta günümüzün en önemli şeyi android işletim sistemleri telefonların bile donanımsal olarak olmasa bile görünüm olarak bire bir replikaları çin'de üretilmektedir. neyse dediğim gibi bir çok ürün çin'de üretilmektedir. peki bu olay nedir? qin shi huang denilen amcanın mezarını ve mezarında bulunana birbirinden farklı 8000 heykelinden anımsarsınız. bu adam çin'in ilk imparatorudur. bu adam çindeki diğer handedanlarla savaşaral günümüzdeki çin'in temellerini atan kişidir. peki yıllarca savaşıp bir araya gelemeyen bu milleti bu adam ne yaparak bir araya getirmesini becerdi diye hiç düşündünüz mü bilmiyorum ama ben düşündüm işte o kadar boş adamım. neyse konumuza dönelim. bu amca tatar yayı denilen üstün silahla birlikte çin'i bugün ki haline getirebilmiştir. tatar yayının en önemli özelliği tarihin ilk modüler silahı olmasıdır. bir ordu düşünün m.ö 220-210 yıllarında hepsinin elinde aynı malzemeden yapılan yedek parçası bulunabilen silahları olsun. işte bu ordu sayesinde çin kurulmuştur. o dönemde tatar yayı ve ve cephanesi olan okları çinli amcalar seri br şekilde üretebilmişlerdir. bilinen ilk seri üretimi çinli amcalar gerçekleştirmiştir. günümüzde hala bu özelliklerni koruyabilmektedirler ve seri üretimde birinci olmayı başarmışlardır. adamların kesinlikle genlerinde bir şeyler var.

neyse bunun devamında çin'in tarihimize kattığı bir diğer önemli etki ise bugün herkesin sağda solda eğiim hayatı boyunca duyduğu yada otoyolda duydukları ipekyolu muhabbetidir. çünkü uzunca bir süre boyunca çinliler ipeği sadece kendileri üretmişler ve bunun ne kadar dikkat çekici olduğunu anlamaları sonucunda ipek üretimi hakkında kimseye ser verip sır vermemişlerdir. dolaısıyla koca dünya'da ipek üretimini yapabilen tek millet çin olduğu için dünya'nın her yerine ipeği ihraç etmişlerdir. çin'den çıkan ipek bu tcaret yolundan giderek bütün dünya'ya yılmıştır ve adı boşuna ipekyolu değildir. şimdi günümüze baktığımız zaman insanların en çok kullandığı şeyleri ine çinlilerin seri bir şekilde üretip ihraç etmeleri ne garip bir şey değil mi? boşuna demiyorum bunların genlerinde kesinlikle bir şey var.

19 Aralık 2013 Perşembe

astroloji, kadınlar, inançlar, uzaylılar



bu aralar kafamı uzaylılar, zodyak, burçlar ne bileyim takım yıldızları gibi olaylarla ütüleyip duruyorlar. bir gün otururken "sak, uzaylılara inanır mısın?" şeklinde bir soru sordular ve benim boşluğuma geldi "evet" dedim. boşluğuma geldi diyorum çünkü bu şekilde kafa açacaklarını bilseydim "inanmıyorum, mk" derdim. neyse bir kere laf ağızdan çıktı o dakikadan sonra olaya "din, kuran-ı kerim, en üstün varlık" anahtar kelimeleri girdi. şimdi üstünlüğe bakış açısı kişiden kişiye göre değişmektedir. bana göre üstün varlık asteroidea sınıfındaki canlılardır, bildiğin deniz yıldızları. bu varlığı tutup kesersin ikiye bölersin bir süre sonra eksik kalan yerini tamamlayabilir. seni ikiye bölmeyi geçtim -içiniz pis olmasın- herhangi bir uzvunu kestiğimde yerine yenisi çıkıyor mu? çıkmıyor tabi ki ölene değin o şekilde eksik uzuvla yaşamak zorunda kalıyorsun. bak kimsenin sikinde olmayan deniz yıldızı ise kendi kendini tamamlayabiliyor. her neyse bu şekilde geyikler döndükten sonra aradan birisi hiç konuşmayıp bizi dinliyordu ve birden atladı sanki o ana değin birilerinin bu soruyu sormasını bekliyormuş gibi takım yıldızlardan, antik yapılardan, uzaylılardan bahsetmeye başladı.

dünya'daki bir çok antik yapının orion takım yıldızlarına göre yapıldığından bahsetmeye başladı. mısırdaki piramitlerden girdi, mayaların piramitlerine, babillilere, mısırdaki piramitlerden daha eski bir yapı olan dikili taşlara -stonehedge gibi bir devasa bir yapı aklınıza gelmesin ortalama 30-40 cm'lik dikili taşlar- nazca çizgilerine, amerikadaki bir kızılderili kabilesinin yerleşim yerlerine, dıdısının dısısına derken tonla antik yapı saydı ben aklımda kalanları sıraladım sıralarken bunaldım o derece işte. sonra bu yapılardan bahsetmeye ve kaba taslak çizimlerine daldı. kağıt üstünde çizerek bize anlattı bir an kendimi salak gibi hissetmeme neden oldu ben kimseye bir şeyi anlatırken çizmeye ihtiyaç duyamıştım anlatınca anlarlar zannediyordum ama demek ki ben dışarıdan bakıldığı zaman anlatıldığında anlamayan görsel öğelerle desteklenmesi gereken birisiymiş.

üstteki bağlantılardan birisinde orion takım yıldızının görsel öğesini koydum. şimdi yukarıda bahsi geçen orion takım yıldızının en populer geyiği piramitlerin -3 büyük piramit- dizilişinin orion takım yıldızı olduğudur. ama orion takım yıldızında tonla yıldız vardır birleştirildiğinde yunanlıların orion adını verdikleri avcı-şavaşçıyı temsil eder. bir elinde değnek-sopa diğer elinde ise kalkan bulunan önüne geleni tarumar eden bir avcıdır. vucudunun atletik bölümü üçgen kısmı ve belden altı şeklinde gözükür. ama bahsi geçen antik yapılarda orion takım yıldızının sadece 3 adet yıldızına göre olduğundan bahsedilir. ortada bulunan -alniltak, alnilam, mintaka- 3 yıldız ve bu üç yıldızın ikisi doğrusal bir hat üzerinde 3. olanı -mintaka- ise bu doğrusal düzlemden biraz yukarıdadır. 2 büyük piramit doğrusal düzlemde üçüncü ise bu düzlemden birazyukarıda durmaktadır ynı şekilde babillilerin yapıları öyledir, mayaların piramitleri o şekildedir bahsi geçen antik yapıların hepsi sadece bu 3 yıldıza göredir eee orion'daki diğer yıldızlar adam değil mi?

yok orion'dan uzaylılar gelmiş şöyle olmuş insanları yaratmış !?! bize bir şeyler öğretmiş yapıları yapmamıza yardım etmiş bizim sahip olamadığımız bilgi/teknolojiyi antik atalarımızla paylaşmış falanmış filanmiş. bu şekilde bıdı bıdı senaryolarından önce orion'daki diğer yıldızların adam yerine konulmasını istiyorum ve bütün orion takımına göre antik yapıların dizilimi var mı yok mu onu açıklamalarını istiyorum. 10 veriden kafamıza göre 3 verisini seçip sadece bu 3 veriye göre senaryo üretmek basittir kurgu yapmak kolaydır. bu şekilde yemeyin beni.

ps; ciddiye alanlar için mehter marşı - eski ordu marşı

6 Eylül 2013 Cuma

kumanda poşeti



kumandalı televizyonların ilk çıktığı zamanı hatırlar mısınız? bizim evde 9 kanal hafızalı küçük tornavidayla çevrilip ayar yapılan eski televizyonlardan vardı. bildiğin televizyon kumandası yerine biz çocuklar bu vazifeyi üstlenirdi; "oğlum 4 kanala bassana" denilirdi koşar televizyonun kanalını değiştirirdik. ebeveynlerimiz bu kanalların hepsini ezberlemiş olurlardı. işte o neslin evlatlarız ve benim gibi tuşlu televizyondan kumandalı televizyona geçiş nesli olanlar çok iyi hatırlar hey gidi günler hey diye anarlar çok yaşlandık di mi? diyerek biraz eskiye özlem yapayım mı? aslında hiç öyle birisi değilimdir eskiyi değil her zaman önüme gelecek yeni teknolojiyi hevesle beklerim.

iş o dönemde eve gelen kumandaların dışında fabrikadan çıktığı gibi paketleme esnasında poşetlenirlerdi -şimdi jelatin kaplama var-. hani televizyon yeni kumanda yeni tanıştığımız bir alet edevat ve zarar görmemesi adına üstündeki poşeti çıkarmazlardı poşet zedelendiğinde yeni bir poşet takılır bant yardımıyla kumandaya uydurulurdu. oysa o poşete her zaman kıl kapmışımdır ve deli olmuşumdur. lan bir ürünü almanın maksadı onu kullanmaktır ama kumanda poşeti bunu engelleyen en büyük etkendir. bu aldığım şeyi eskitmeyeceksem ne bok yemeye aldım kutusundan çıkardım? alayım kullanmadan kolisinde strafor içinde kalsın değil mi? bunun gibi bir başka koruyucu kılıf muhabbeti ise sanal hayvan denilen şeydi bu zımbırtıyı alıp paketinden çıkarttığınızda dijital ekran üzerinde bir jelatin olurdu maksat ekranı çizilmesindi ama aldıktan sonra zilmesin değil paketindeyken zarar görmesin olayıydı. bir arkadaşımın hayvanının ekranından o paketi söktüm diye bildiğin kaç yıllık arkadaşlığımız yıkılmıştı. günümüzde telefonların ekranında bu tür jelatinler bulunuyor ve bir ürünün yeni olduğunu gösteriyordu. akıllı telefonlardan önceki nesillerde nokianın türkiye devi olduğu zamanlarda s40 ve s60 sistemlerdeki telefonların üzerinde vardı. adam telefonu alır kullanır kullanır o jelatin kenarlardan atar altına pislik toz toprak dolardı cepteyken ekranı daha çok çizerdi ama adam o jelatini sökmemek adına elinden deleni yapardı. ne oldu? şimdi akıllı telefon alıyorsunuz ve bir çok model akıllı telefonda bu jelatinden bulunmuyor. nerede kaldı sizin o kumandayı koruyan zihniyetiniz? el oğlu maliyeti düşürmek adına jelatini bile ürün paketinden çıkartıp attı artık jelatinsiz satıyor. bir çok dizüstü bilgisayar ekranlarında o jelatinle beraber geliyordu üstünden 1 yıl geçmiş olur ama hala monitörden jelatini sökmeyen piçler vardı. uzaktaki bir arkadaşımla görüntülü sohbet ederken kameran mı bulanık benim gözüm mü gecenin körü diye bulanık derken piç demesin mi kameranın önündeki jelatini sökmemiştim dur sökeyim dedi dünyama renk geldi. şimdi aldığınız pc lerin üzerinde intel/amd işlemci ati/nvidia ekran kartı reklamı devasa ürün bilgilerini içeren şeyler yapıştırıyorlar onu oradan sökmüyorsunuzda ne oluyor? o etiketin amacı ürünün donanımsal içeriği hakkında müşteriye bilgi vermektir daha sonra ürünü alınca söküp atarsın ama bizim halkımızda bu zihniyet bulunmuyor. sen onu sökmedin 2 yıl bilgisayarı kullandın kenarları yıprandı yapışkanı kalktı bir gün sökeyim dedin ne oldu bütün kasanın rengi o etiketin altına göre daha soluk kalmadı mı? para verdik diye o etiketile yaşayacağız dye bir kural yok kardeşim. onu söktün diye ürn gaanti kapsamından çıkacak diye olayda yok. yapmayın böyle şeyler sökün koruma kılıflarını etiketleri ne gereği var. sen eskiteceksin ki yenisini almaya ihtiyacın olacak bu şekilde ekonomiye can vereceksin. adamlar iphone'u üretiyor akıllının birisi çıkıp dokunmatik ekran için koruma kılıfı üretiyor. manyak mısın lan adamlar telefonun reklamını yaparken ekrana çizik atamazsın diyorlar sana ne sikime bilmem kaç para verip o koruma jelatinin alıyorsun? ben böyle etiket marka taşıyan şeylere illet olurum. bir ürünün parasını verip faturasını kestirdikten sonra daha mağazadan çıkmadan orada söker atarım bu tür şeyleri ileride başıma bela olmasın isterim. gerçi bizim teknoloji marketlerimizde çalışan personelde ayrı bir dingil "abi neden söküyorsun?" diye sorabiliyor. ürünü bu etiketle kullanmak gibi kural mı var dediğimde malak malak yüzüme bakıyorlar. almayacaksın kardeşim bu tür şeyleri bir kıyafet aldığında ürünün üstünde bulunan kartı kopartıp atıyorsun değil mi? o zaman teknolojik aletlerde neden bunu yapmak işine gelmiyor? demekten kendimi alamıyorum. hala kolundaki saatin üstündeki jelatini sökmeyip o şekilde saat kullanan adam tanıyorum. saatin en büyük özelliği ise ekranın çizilemez olduğuydu.

bak görseldeki ablamın bilgisayarına etiketleri sökmemiş yıllarca öyle kullanmış sonra bir gün sökmek istediğinde ise artık ürünle bütünleşen etiket ben buradan ayrılmam diye üstünde kalmış. teknoloji en son model olarak takip eden bir millet olarak ürün etiketlerine olan bağlılığımıza anlam veremiyorum. insan eşini boşuyor ama ürünün üstündeki etiketten kılıftan kurtulamıyor.

22 Mayıs 2013 Çarşamba

kadın konsorsiyumu


kadın konsorsiyumu denildiğinde kadınların şirketler misali bir araya gelerek ekonomik güç birliğini kurup gelişmiş tekel olma durumları aklınıza gelmesin. kadın konsorsiyumu sadece konu erkekler olduğu zaman kurulan bir toplanma biçimidir. amaç ekonomik güç sağlayıp geri kalan herkesin kendilerine muhtaç olmalarını değilde canlarını yakan erkeklerin götüne sert bir cisim girmiş gibi gözlerinden yaş gelmesi için bir araya gelirler. bu toplanmalarının amacı aslında tamamen erkek kişisinden intikam almak gibi gözüksede asıl sebebini kendileri bile bilmemektedirler. kadını aldatan ya da başka herhangi bir şekilde üzen -evlilik yıl dönümünü hatırlamamak, ilişki başlangıç gününü hatırlamamak, gönderilen mesaja geç cevap vermek, kadının kapısını açmamak, bugün reglim onun için erkeğin kafasını ezmeliyim- erkeğin canını yakmak isterler fakat tek başlarına bunu gerçekleştiremeyecekleri için bir araya gelip birbirlerini gazlama amacıyla toplanırlar.
bir kadın tek başınayken bile çok gereksiz senaryolar yazık kurgulayıp oynatabilirken -kendi kafasında- bir kaç kadın bir araya gelince oluşabilecek sonsuz olasılıkları düşünmek bile istemem. normal şartlarda fiziksel kuvvet işçisiyseniz -inşaat amelesi- ve akşam eve iten yorgun gelirseniz bunun sebebi bellidir büyük ihtimalle havaların ısınmasıyla kaynaklı canlanan inşaat sektörü içinde bir kaç aydır evde yatmaktan dolayı hamlamışsınızdır ve ilk iş günleri yorucu gelir. fakat sizin evdeki eşiniz/sevgiliniz/fuckbuddyniz artık her neyinizse sizin bu bir süredir yatmaktan kaynaklı hamlığınızı başka şeylere yorabilirler. mesela bu kadın konsorsiyumu erkek kişisinin rus/ukrayna karısına gidip eğlence yaptığınızı düşünebilir ve o kadınlarla çok yorulduğunuz için evde böyle pert olmuş bir şekilde durursunuz. hatta bu kurgularının içine fantastik kurgu öğeleri katabilir -yeni nesil kadınlar ve izledikleri filmler- çok masalvari hikayeler duyabilirsiniz.
bu konsorsiyumun en önemli katılımcıları eğer akrabalarla aynı şehir sınırları içinde yaşıyorsa kesinlikle kuzenlerden oluşacaktır. sevgili kuzeni denilen bir kan emici türü var ne yazık ki ve bu konsorsiyumun en tehlikeli bireyi bu kuzen kişisi/kişileridir. artık kaç kuzen olduğu sizin bahtsızlığınızla alakalı bir şeydir. bu kuzenlerin en büyük kozu aralarında kan bağı olmalı ve aynı dönemin çocukluğunu yaşamaları her anlarını bilmeleridir. oysa kişi bazen kendi özkardeşini tanıyamazken kuzenine nasıl güvenebilecek diyebiliyoruz ama kadın konsorsiyumu konu olduğunda bütün kurallar yıkılıyor ve kuzen ne diyorsa doğru diyordu olayına geçiliyor. sevgili kuzenleri topunuzun amk! siz ki bütün çiftlerin yıkılma sebeplerisinizdir ve bunu kabul etmek istemezsiniz. işin gerçeği kuzeninizin ilişkisini kıskandığınız için yıkarsınız ama bahaneniz hep aynıdır "güzelim senin iyiliğin için görmeni sağlıyorum" dersiniz. gerçekten ibnelik yapan adamdan korumaya çalışan kuzene lafım yok.
eğer akrabalardan uzak bir şehirde aile ile birlikte yaşanıyorsa büyük ihtimalle işsiz ise liseden, çalışıyorsa iş yerinden ya da liseden, çok düşük bir ihtimalde olsa komşunun yaşıt kızından çekinmek gerekir. zaten liseden arkadaş ise yapacağınız pek bir şey olamaz lise arkadaşı, kuzene denk bir şeydir. facebook'da bütün lise arkadaşları kardeş olarak kaydedilir ve öyle hitap edilir. iş yerinden bir arkadaş ise fazla korkmaya gerek olmaz çünkü büyük ihtimalle aralarında şık/rüküş giyinme mücadelesi olmuş olacağından bu kişinin sözü çok etkili olmayabilmektedir. komşu kızı ise biraz sancı var demektir komşuluk ilişki süresine göre kızın sözleri etki gösterir. götle don olunan bir komşu ise sıçılmış demektir.
işin gerçeği kadınlar belli konularda tek başlarına karar verebilme yetilerinden yoksundurlar. biri bahsettiğimiz gibi erkek konusu, bir diğeri alışveriş konusudur aslında bir kaç konu daha var ama uğraşmaya gerek yok. kadınların bireysel düşünme yetileri sadece erkek arkadaşlarını çileden çıkartmak istediklerinde ermeni inadı denilen durumla ortaya çıkıyor. genelde bireysel düşünme yetileri sadece erkek tarafına zarar verme maksatlı ortaya çıkıyor ve sonra kendileride yaptıkları salaklığın farkına varıyorlar ama iş işten geçtiği için bu tür amatörlüğe yakalanmamak adına artık konsorsiyum oluşturuyorlar. aslında kadınlar bireysel bazda yada toplu şekilde olursa olsun uzun vadeli düşünceleri planlama yetsinden yoksunlar. uzun vadede yalan söyleyebilme yetisine sahip olup planlama yapamamalarına şaşırıyorum.

24 Ocak 2013 Perşembe

yıldız ne lan?



yanımda konuşacak birileri olduğu zaman bir çok kişiye göre farklı konular üzerinde konuşmayı severim. ama şu meşhur erkek ortamı olduğu zaman grubun içindeki adamlar çok entellektüel muhabbet döndüğünü sanıyor ya öyle değilim işte, zaten o muhabbette 5 dakika durduğunuzda daşşak kokusu ortalığı sarıyor. işte aynı öyle bir durumda yıldız ne lan? sorusu ile karşı karşıya geldim. normal şartlar altında konuşabileceğim birileri olsaydı bu konuyu sözlü dile getirirdim ama böyle bir şansım olmadığı için kendi kendime tartışacağım. diğer bir deyişle koyun, koyuna karşı.
şimdi ilk insansın birader hatta bokunu çıkartalım neandertalsın tahmini olark 200 bin yıl önce dünya üzerinde getiyordun. işte duyguların nedir olayını falan gececeğim. yok tırsardım saklanmaya yer arardım ya da karnımı doyururdum olaylarını geçelim. bir şeyleri aşmış neyin ne olduğunu şöyle böyle kavrıyorsun ve gece mağaranın dışındaki çimenliğe uzandın ve yıldızları görüyorsun. nedir lan bunlar diye düşünmez misin?

teolojinin ne olduğunun farkında gibi bir şeysin ama daha tam emin değilsin. büyük ihtimalle güneşe tapınıyordun ve ertesi gün gelsede bizi ısıtsa diye döneliyordun. ya da biraz daha akıllandığını farz edelim güneş nasılsa şimdi gidecek ama belli bir zaman sonra sike sike geri geleceğini kavrayabilmişsin ve geceleri ay ve yıldızların ışığı olmasa hatunun neresine geçireceğini göremiyorsun. bu örnekti ortamındaki diğer homo erectuslara baktığı zaman utanma ve sıkılma duygusu yerine gururla yaptığını göreceğinden büyük ihtimalle çiftleşmenin genel saati günümüzün tam tersi gündüz vakitleri olabilir. örneği böyle kullandım çünkü kör karanlıkta bir çok kişi hatunda deliği bulma konusunda sıkıntı çekmiştir. -böyle açıklayınca hiç bir keyfi kalmıyor ki-
güneşin geleceğinin farkındasın ama geceleri ay ve yıldızlar seni aydınlatıyor diye aya tapınmaya başlıyorsun çok tanrılı dini insanlık tarihine soktun tebrik ederim. işte yıldızlara baktığında ilk düşüneceğin ne olurdu? tek bir yaratıcıya ait bir sürü göz mü yoksa bir çok yaratıcıya ait gözler mi? çünkü yaratanın kökeninde de madem yarattım neden kontol etmiyorum sorusu var ve seni izlediklerini düşüneceksin.

zamanda biraz daha ilerleyip artık ıvırın zıvırın farkında olalım ve mağara adamlığından çıkıp modern insan homo sapiense dönelim artık ne oluduğunu biliyor ibadethaneler inşa ediyor parlamento kuruyor belli yasalar getirip hukuk sistemini dayıyorsun. liadyalılar zaten işin piçliğini yapmışlar parayı gündelik yaşama sokmuşlar. ne yaık ki senin büyük büyük ... büyük büyük deden lidyslı değildi ve parayı icat etmedi. din kavramını ve yazılı ondan öncesinde sözlü kanunları biliyorsun. hadi sen diğerlerinden farklısın entellektüel arkadaşımızsın okumuşsun araştırmışsın sorup sorgulamışsın arstronomide gelişmiş yıldızlara baktığında bazı kişiler yön tayin edip insanoğlunun ayak basmadığı yerleri keşfetmeye çalışırken bazıları onları sınıflandırıp isimlendirmeye inceliyor sense bu konular hakkında da bilgin olduğu için canında işsizlikten sıkıldığından yıldızlara bakıp yoksa bunlar her birimiz için bir tane mi diye düşünmeye başlayacaksın. senin gibi bir başkası çıkacak yıldızlar bir birinden ayrı kalan sevgililerin aynı çatı altında olduklarını onlara hissettiren evren diyerek işin içine romantizm katmış olacak. sizin biraz daha pesimist versiyonunuz ortaya çıkacak ve yıldızlar bizim kaybettiklerimizin bizi izledikleri gözleri diyerek işin içine romantizm, teoloji katacak.

peki aslında yıldızlar nedir peki? hidrojen ve helyum bileşiği, misal güneş plazma küresi, hidroen ve helyum içeriyor. sonra bunu söyleyeceksin. peki van gogh ne düşünmüştü?